asd

Fas’ta polis göçmenleri katlediyor. İspanya teşekkür ediyor. Teksas’ta onlarca göçmen bir kamyonun içinde ölü bulunuyor. Teksas valisi, Washington’daki yönetimi suçluyor. Bu sırada, NATO, ordusunu yedi kat büyütüyor. G-7, 600 milyar dolarlık bir emperyalist rekabet fonu yaratıyor. İngiltere’de savunma bakanı Rusya ile doğrudan savaşmaktan söz ediyor. Kapitalist uygarlık, bütünlüklü, yapısal bir kriz içinde! 

BÜTÜNLÜKLÜ VE YAPISAL

Küresel ısınma, açlık-yoksulluk ve savaşlar, proletaryayı yollara döküyor, hâlâ yaşanabilir olan bölgelere doğru göçe zorluyor. Kapitalist sanayileşmenin enerji tüketimi, atıkları, küresel ısınmayı başlattı, sömürge, yarı sömürge ilişkileri dünyanın geri kalanının kaynaklarını talan ederek ekonomilerini halklarının refahının değil uluslararası sermayenin birikim gereksinimlerine bağlayarak gelişmelerini çarpıttı. Şimdi “gelişmiş” ülkeler sığınmaya gelen insanları kabul etmeye, tarihsel sorumluluklarını üstlenmeye yanaşmıyorlar. 

Ukrayna bu resim için iki yoldan giriyor. Birincisi, emperyalist sistemin hiyerarşisi içindeki yerini, yeni nüfuz alanları edinerek değiştirmek isteyen bir emperyalist güç yerlerini korumak isteyen emperyalist güçlerle, Ukrayna topraklarında savaşıyor. Bu savaş, gıda, enerji, kimyasal gübre, tarım ilaçları fiyatlarını hızla yükseltti. Böylece gelişmekte olan ülkelerin halklarının gıda tüketimi tehlikeye girdi. Gıda fiyatlarını destekleyerek muhalefeti yumuşatan rejimlerin mali kaynakları hızla daralıyor. “Yeni bir isyan dalgası geliyor.” (The Economist) 

ABD’de Fed, Avrupa’da Merkez Bankası enflasyonla mücadele adına faizleri artırmaya, parasal daralmaya gitmeye başlayınca, yalnızca gelişmekte olan ülkelerin borçlanma, gıda, enerji gereksinimlerini karşılama kapasitesi, ihracat gelirleri daralmıyor, Avrupa’nın göçmen akımından, savaştan en çok etkilenen ülkelerinin gündemine borç krizi geri geliyor. 

İkincisi, Ukrayna’daki savaş küresel ısınmaya karşı mücadeleyi de engelliyor. Savaşın “karbon ayak izi” çok büyük ve giderek artıyor. Petrol, gaz tedarikinin aksaması hatta bunların silahlaştırılması, birçok ülkede petrol, gaz arama çabalarını, kömür üretimi ve tüketimini yeniden hızlandırdı. Bu arada, maliyet ve güvenlik açısından son derecede sorunlu nükleer enerji santrallarına ilgi artıyor.

Böylece, kapitalist üretim tarzının kriz dinamikleri, daha açık söyleyelim, tözünün (artık-değer) kendini gösterme biçimleri “yapısal ve bütünlüklü” bir uygarlık krizine işaret ediyor.

HANGİ KÂBUSU İSTERSİNİZ?

Son günlerde, kapitalist merkezlerde ekonomi tartışmalarında “Stagflasyon başladı, 1970’lere mi dönüyoruz” sorusuna cevap aranıyor. Gerçekten de “stagflasyon”, enerji krizi, canlanmaya başlayan işçi hareketi ve sol 1970’leri anımsatıyor. Ancak emperyalist rekabet, “süreç olarak faşizm”, 1970’lerden farklı olarak bir “yeni ekonomik model” yokluğu, finansal istikrarsızlıklar 1930’ları da anımsatıyor. 

Bu “bütünlüklü” krizini yaşayan kapitalist uygarlığı, Titanic’e benzetmek de olanaklı. Önce büyük iyimserlik egemendi: “Bu gemi batmaz” (“Tarihin sonu”- küreselleşme). Buz dağına çarpınca (finansal kriz) şaşkınlık, panik: Tahlisiye sandalları nerede? Sandalları üst güverte parti yapan yüzde 1 kaptı gidiyor. 

İlginç bir ironi olarak tüm bunları, Trump’tan Johnson’a, Orban’dan Modi’ye, Şi’den Putin’e, Bolsonaro’dan Erdoğan’a, iktidarda kalabilmek için her şeyi yapmaya hazır “Adam”ların dünyasında ve George Orwell Festivali (22/06- 14/07) günlerinde yaşıyoruz. Biri soruyordu: “Kimin kâbusunu yaşıyoruz: Orwell’in mi Huxley’in mi?” Sonra, cebimizde gezdirdiğimiz, izleme, denetleme, “dijital gözaltı” araçlarına ve kültür endüstrisine bakarak “sanırım her ikisini birden” diye cevap veriyordu.

Ergin Yıldızoğlu

Bu yazı Cumhuriyet’te “Büyük resim ve Ukrayna” başlığıyla yayınlanmıştır.

Yayınladığımız son içeriklere göz gezdirmek isterseniz…

Dünyalılar


Yorum Yap

Yorumlar